Şirket adına imza atan kişinin yetkili olması kadar, bu yetkinin nasıl kullanılacağı ve getirilen sınırlamaların üçüncü kişilere karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği de önemlidir. Şirket içindeki yetki aşımı, yapılan işlemi her durumda geçersiz hâle getirmez.
Şirket adına atılan her imza aynı sonucu doğurmaz
Bir şirket adına sözleşme imzalandığında ilk bakılacak husus, imzayı atan kişinin şirketi temsile yetkili olup olmadığıdır. Ancak yalnızca kişinin unvanına veya şirket içindeki görevine bakılması yeterli değildir.
İşlem değerlendirilirken;
- İmza atan kişinin temsil yetkisi,
- Yetkinin tek başına mı yoksa birlikte mi kullanılacağı,
- Ticaret sicilindeki tescil ve ilanlar,
- Şirket içindeki görev ve onay düzeni,
- İşlemin şirketin faaliyet alanıyla ilişkisi,
- İşlemin karşı tarafının bildiği veya bilmesi gereken hususlar
birlikte incelenmelidir.
Bu nedenle “müdür imzaladı”, “yönetim kurulu üyesi imzaladı” veya “şirket kaşesi kullanıldı” gibi tespitler, işlemin şirketi bağlayıp bağlamadığını tek başına belirlemez.
Yönetim yetkisi ile temsil yetkisi aynı şey değildir
Yönetim yetkisi, şirketin iç işleyişi ve karar alma düzeniyle ilgilidir. Temsil yetkisi ise şirket adına üçüncü kişilerle hukuki işlem yapılmasını ifade eder.
Şirket içinde bir yöneticinin yalnızca belirli konularda karar alabileceği, belirli bir tutarın üzerindeki işlemler için yönetim kurulundan onay alması gerektiği veya bazı sözleşmeleri tek başına imzalayamayacağı kararlaştırılmış olabilir.
Ancak şirket içindeki bu sınırlamaların karşı tarafa etkisi ayrı bir hukuki meseledir. Şirket içinde yetki aşımı oluşturan bir işlem, her durumda üçüncü kişi bakımından geçersiz sayılmayabilir.
Örneğin şirket içi bir kararla genel müdürün belirli bir tutarın üzerindeki sözleşmeler için yönetim kurulu onayı alması öngörülebilir. Genel müdür bu onayı almadan sözleşme imzalarsa şirket içi düzenlemeye aykırı hareket etmiş olabilir. Buna karşılık sözleşmenin şirketi bağlayıp bağlamadığı; temsil yetkisinin ticaret sicilindeki görünümü, getirilen sınırlamanın niteliği ve sözleşmenin karşı tarafının durumu da dikkate alınarak ayrıca değerlendirilmelidir.
Anonim şirketi kural olarak kim temsil eder?
Türk Ticaret Kanununun 365’inci maddesine göre anonim şirketin yönetimi ve temsili, esas sözleşmede aksi öngörülmemişse yönetim kuruluna aittir.
Temsil yetkisinin bütün yönetim kurulu üyeleri tarafından birlikte kullanılması zorunlu değildir. Esas sözleşme ve yönetim kurulu kararları çerçevesinde temsil yetkisi bir veya daha fazla üyeye ya da belirli şartlarla üçüncü kişilere bırakılabilir.
Bu noktada temsil yetkisinin kime verildiği kadar, nasıl kullanılacağı da önemlidir. Yetki;
- Tek başına temsil,
- Birlikte temsil,
- Belirli bir şubenin işleriyle sınırlı temsil,
- Merkez işlemleriyle sınırlı temsil
şeklinde düzenlenebilir.
Temsile yetkili kişiler ve temsil şekli ticaret siciline tescil ve ilan edilir. Bu nedenle bu yöndeki bir uyuşmazlığın çözümünde evvela işlem tarihinde geçerli ticaret sicili kayıtlarının tetkiki gerekir.
İşletme konusu dışındaki işlem de şirketi bağlayabilir
Bir işlemin şirketin esas sözleşmesinde yazılı faaliyet alanı dışında kalması, işlemin kendiliğinden geçersiz olduğu veya şirketi bağlamadığı anlamına gelmeyebilir.
TTK m.371/2 uyarınca temsile yetkili kişinin yaptığı işlem şirketin işletme konusu dışında kalsa dahi, üçüncü kişinin işlemin işletme konusu dışında olduğunu bildiği veya durumun gereğinden bunu bilebilecek durumda bulunduğu ispatlanmadıkça şirket işlemle bağlı olacaktır.
Şirket esas sözleşmesinin ticaret sicilinde ilan edilmiş olması da üçüncü kişinin şirketin faaliyet konusunu bildiğini tek başına ispatlar mahiyette değildir.
Dolayısıyla yalnızca “Bu işlem şirketin faaliyet alanında yer almıyor” denilerek işlemin şirketi bağlamadığı sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Üçüncü kişinin somut işlem sırasındaki bilgi durumu da değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.
Her temsil yetkisi sınırlaması üçüncü kişiye karşı ileri sürülemez
Şirketler temsil yetkisini kendi içlerinde konu, tutar, süre veya onay şartı bakımından sınırlandırabilir. Ancak bu sınırlamaların tamamı iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
TTK m.371/3’e göre temsil yetkisinin sınırlandırılması, kural olarak iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından sonuç doğurmaz.
Kanunda bu kuralın iki temel istisnası bulunmaktadır:
- Temsil yetkisinin yalnızca merkezin veya belirli bir şubenin işleriyle sınırlandırılması,
- Temsil yetkisinin birlikte kullanılmasının öngörülmesi.
Bu sınırlamaların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için ticaret siciline tescil ve ilan edilmeleri gerekir.
Buna karşılık yalnızca işlem tutarına, sözleşme türüne veya şirket içi onay mekanizmasına dayanan sınırlamalar, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı her durumda etkili olmaz. Sınırlamanın ticaret sicilinde görünmesi de tek başına yeterli olmayabilir; sınırlamanın kanunun dış ilişkiye etkili kabul ettiği türlerden olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.
Şirket içindeki aykırılık ile sözleşmenin geçerliliği hususları birbirlerinden ayrılmalıdır
Temsil yetkisini kullanan kişinin;
- Esas sözleşmeye,
- Yönetim kurulu kararına,
- Şirket içi yetki yönergesine,
- Bütçe veya harcama sınırına,
- Şirket içindeki görev dağılımına
aykırı hareket etmesi, yapılan işlemin otomatik olarak üçüncü kişi bakımından hükümsüz olması sonucunu doğurmaz.
Aynı işlem bakımından iki ayrı hukuki ilişki ortaya çıkabilir:
- Şirket ile işlemi gerçekleştiren temsilci arasındaki iç ilişki,
- Şirket ile işlemin karşı tarafı arasındaki dış ilişki.
İşlem şirketi bağlasa bile temsil yetkisini şirket içi kurallara aykırı kullanan kişinin şirkete karşı sorumluluğu doğabilir. Şirket, bu kişiden uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir veya ilgili kişinin yöneticilik ve temsil görevi bakımından gerekli işlemleri yapabilir.
Buna karşılık üçüncü kişinin iyi niyetli olması ve işlemin sicilde görünen temsil düzenine uygun biçimde yapılması hâlinde, şirket içindeki aykırılığın sözleşmenin karşı tarafına yüklenmesi her zaman mümkün değildir.
Üçüncü kişinin iyi niyeti neden önemlidir?
Kanun, şirketin iç düzenini bilmeyen ve ticaret sicilindeki temsil görünümüne güvenerek işlem yapan üçüncü kişiyi belirli ölçüde korur.
Ancak bu koruma sınırsız değildir. Üçüncü kişinin temsil yetkisinin bulunmadığını, işlemin yetki dışında kaldığını veya şirket içi bir onayın alınmadığını gerçekten bildiği durumlarda iyi niyet korumasından yararlanması mümkün olmayabilir.
Üçüncü kişinin durumu değerlendirilirken;
- Taraflar arasındaki önceki işlemler,
- Üçüncü kişiye gönderilen yazışmalar,
- Sözleşme görüşmelerinde yapılan açıklamalar,
- Sunulan yönetim kurulu veya ortaklar kurulu kararları,
- İşlemin olağan niteliği,
- İşlemin tutarı ve koşulları,
- Üçüncü kişinin şirketle veya temsilciyle olan ilişkisi
önem taşıyabilir.
Bu nedenle iyi niyet değerlendirmesi yalnızca ticaret sicili kaydına bakılarak değil, somut olayın bütün koşulları birlikte dikkate alınarak yapılmalıdır.
Limited şirketlerde durum farklı mı?
Limited şirketlerde yönetim ve temsil kural olarak müdürler tarafından yürütülür.
TTK m.629 uyarınca müdürlerin temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması, imzaya yetkili kişilerin belirlenmesi, imza şekli ile bunların tescil ve ilanı bakımından anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Bu nedenle şirket içindeki yetki sınırı ile üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilen temsil sınırlaması arasındaki ayrım, limited şirketler bakımından da önem taşır.
Bununla birlikte işlem değerlendirilirken şirket türü, esas sözleşme hükümleri, müdürlerin atanma biçimi, varsa temsil yetkisinin devri ve işlem tarihinde geçerli ticaret sicili kayıtları ayrıca incelenmelidir.
Şirket adına imza alınırken hangi belgeler incelenmeli?
Özellikle yüksek tutarlı, uzun süreli veya şirketin olağan faaliyetlerinden farklı görünen sözleşmelerde aşağıdaki belgelerin birlikte değerlendirilmesi yararlı olur:
- Güncel ticaret sicili kayıtları,
- İmza sirküleri veya imza beyannamesi,
- Şirket esas sözleşmesinin ilgili hükümleri,
- Temsil yetkisinin verilmesine ilişkin organ kararları,
- Yetkinin tek başına mı yoksa birlikte mi kullanılacağını gösteren kayıtlar,
- Varsa yönetim ve temsil yetkisine ilişkin iç yönerge,
- İşleme özel yönetim kurulu veya ortaklar kurulu kararı,
- Vekâletnameyle işlem yapılıyorsa vekâletnamenin kapsamı,
- İşlemin karşı tarafına bildirilen sınırlama ve onay şartları.
İmza sirkülerinin tek başına incelenmesi her durumda yeterli değildir. Temsil yetkisi işlem tarihinden önce kaldırılmış, değiştirilmiş veya farklı bir kullanım biçimine bağlanmış olabilir. Bu nedenle belgenin düzenlendiği tarihle yetinilmemeli; işlem tarihindeki güncel sicil durumu ayrıca araştırılmalıdır.
Sonuç
Şirket adına yapılan bir işlemin şirketi bağlayıp bağlamadığı yalnızca imza atan kişinin unvanına veya şirket kaşesinin kullanılmasına bakılarak belirlenemez.
Temsil yetkisinin kimde olduğu, nasıl kullanılacağı, sicilde hangi kayıtların bulunduğu, getirilen sınırlamanın niteliği, işlemin şirketin faaliyet alanıyla ilişkisi ve üçüncü kişinin iyi niyeti birlikte değerlendirilmelidir.
Şirket içindeki bir yetki veya onay kuralının ihlal edilmesi, yapılan işlemi her durumda üçüncü kişi bakımından geçersiz hâle getirmez. İşlem şirketi bağlarken, temsil yetkisini iç düzenlemelere aykırı kullanan kişinin şirkete karşı ayrıca sorumluluğu doğabilir.
Bu nedenle sağlıklı bir temsil düzeni yalnızca “kimin imza atabileceğinin” belirlenmesinden ibaret değildir. Yetkinin kullanım biçiminin, şirket içi onay süreçlerinin ve ticaret siciline yansıtılması gereken sınırlamaların birbiriyle uyumlu şekilde kurulması gerekir.
Başlıca hukuki dayanaklar
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 365 — Anonim şirketin yönetimi ve temsili
- TTK m. 370 — Temsil yetkisinin kullanılması
- TTK m. 371 — Temsil yetkisinin kapsamı ve sınırlandırılması
- TTK m. 372 — Şirket adına imza
- TTK m. 373 — Temsil yetkisinin tescil ve ilanı
- TTK m. 623–629 — Limited şirketlerde yönetim ve temsil
Genel bilgilendirme
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özellikleri değerlendirilmeden hukuki görüş veya danışmanlık olarak kullanılmamalıdır.